Öfkesinden yüzü kıpkırmızı kesildiğinde dahi Eliza hız yapmaz, kurallara uymak konusunda oldukça takıntılı davranırdı. Nitekim yeni öyle olmuştu. Ayağının altındaki pedala yumuşakça basıyor, ani frenler yapmıyor, üçüncü vitesten yukarısına çıkmıyordu. Arada bir dikiz aynasından etrafı kolaçan ediyor, Robbie arkasından geliyor mu diye bakıyordu. Neden gelsindi ki? O, restauranttaki ucuz arkadaşlarıyla yeterince eğleniyordur zater diye düşündü. Eliza eğer uzun yıllar önce ağlama yetisini kaybetmeseydi, o zaman sinirden ağlayabilirdi. Şimdi sadece dudaklarını ısırıp parlatıcısını yemekle yetiniyordu.
Normal hızla gelmesine rağmen eve biraz daha geç vardı. İçerisi zifiri karanlıktı, bu da demek oluyor ki Robbie ondan önce gelmemişti. İyi... dedi kendi kendine. Banane, ne hali varsa görsün. Olmayan kocasına tavır yapar gibi topuklarını normalden fazla vurarak gitti yatak odasına. Bir hışım soyundu, gecelğini giydi ve aynanın önüne oturdu. Ayaklarında tüylü, alçak ökçeli terlikleri vardı. Makyajını silerken öfkeyle yüzüne baktı. Acaba yaşlanıyor muydu? Biraz daha yaklaştı aynaya. Hayır, hala Aphrodit'i bile kıskandıracak kadar güzeldi. Sarı saçları, mavui gözleri, dolgun dudakları ve yakıcı vücuduyla hala olduğu yerdeydi. Sorun neydi peki? Elindeki pamuğu hırsla masaya fırlattı. Ardından alıp çöpe attı. Hiç gelemezdi böyle şeylere. O sırada anahtarın kilitte döndüğünü duydu. Robbie gelmiş olmalıydı. Koşarak odanın kapısına kadar geldi fakat terliklerinin çok ses çıkardığını fark ettiğinde ayağından çıkarıp eline aldı. Yavaşça odaya girdiğinde Robbie'nin terasta, elinde viski bardağıyla durduğunu gördü. Boğazını temizledi ve terliklerini giydikten sonra mağrur adımlarla yanına gledi kocasının. O sırada ne mırıldandı bilmiyordu ama sakin bir biçimde elindeki bardağı aldı ve masaya bıraktı. 'Saat 11. Bu saatte içmeyi aklından bile geçirmemelisin Rochester.' dedi. Fakat yüzünde şefkatten eser yoktu. Sadece donuk bir bakış, hepsi bu.
_________________
| Spoiler: |
| | 
|