Arkadaşı Joseph'in tedirginliğinin nedenini iyi biliyordu. Fakat o buna aldırmıyordu. Yıllar boyunca bu tip adamlara yem olarak kullanıldığından artık kanıksamıştı bu durumu. Kaldı ki bu adamlar hakladıkları küçük tüccarlara benzemiyordu. Kendileri başlı başına bir çete sahibi olan söz konusu adamları ellerinde silahlarla bulundukları ortamı basıp öldürmeye kalkışırlarsa anında kevgire dönerlerdi. Joseph de Valerie de bunu iyi biliyordu. O nedenle bu heriflerin fuhuşla ilgilenmesi ve kadın düşkünü olmaları bizimkilerin yararınaydı. Aksi takdirde içeri girmek için çok daha fazla zaman kaybedeceklerdi. Valerie her zamanki umursamaz gülümsemesiyle Joseph'e döndü. 'Endişelenme, alışkınım' dedi. Başıyla kabullendiğini belirten bir işaret yaptı ve uzun paltosunun açılmamasına dikkat ederek indi arabadan.
Kendinden emin adımlarla elleri cebinde binaya doğru yürürken Joseph'e üvey babasının da bir pezevenk olduğunu ve annesini bu uğurda sarhoş adamlara meze yaptığını söylemesinin gerekli olup olmadığını düşünüyordu. Sadece annesini ve küçük kız kardeşini düşündüğünde duygulanırdı. Yüreğini bir mengeneyle sıkıştırıyolarmış gibi gelirdi o an. Ya bir yere yumruk atar ya da yumruklarını sıkıp tırnaklarını etine batırırdı öyle anlarda. Kendisi kurtulmuştu, peki ya küçük kardeşi? Peki ya Violet? Kafasını hafifçe salladı bu düşüncelerden kurtulmak için. Bir tutam kızıl saç gözünün önüne düştü, asabi bir üfleyişle saçını bertaraf etti ve derin bir nefes alarak binanın kapısına geldi. Cebinden bir ciklet çıkardı ve caklata caklata çiğnemeye başladı. Aynı anda kapıyı açtı.
İçeride çok fazla adam yoktu. Haklamaları gereketn iki adamdan biri -ki muhtemelen Hulio'ydu. Joseph'in tarifine göre o olmalıydı.- minibarın yakınlarında, elinde bir viski şişesiyle somurtkan bir şekilde oturuyordu. Odanın diğer köşesinde ise iki fahişeyle kucak kucağa oturan iki adam vardı. Bunlardan biri de Ramirez olmalıydı ama hangisi bilmiyordu. Etrafa kısacai iki yer vardı. Acil durumlarda kaçabilecekleri iki yer vardı: Biri odanın sağındaki büyük pencere ki yangın merdivenine çıkıyordu, diğeriyse mutfak kapısı. O bu düşüncelere dalmış kaçış planları yaparken o iki adamdan biri pis sırıtışlarla onu süzüyordu. Kafasıyla paltosunu çıkarması için bir işaret verdi. Valerie arsız bir gülümseme kondurdu suratına. Birazdan ölecek olan adamın isteğini yerine getirirken süratında hala o yılışık gülümseme vardı. Paltosunu çıkardığında altında yeşil parlak iç çamaşırları ve siyah parlak çizmeler göründü. Koltuktaki üç adamın da gözleri parladı, fakat kapıdaki izbandutlar ilgisiz görünüyordu. Ramirez olduğunu tahmin ettiği adam odanın ortasına kurulmuş striptiz platformunu gösterip italyanca bir şeyler söyledi ve oda bir disko müziğiyle inledi. Valerie bir an tereddüt etti. Daha önce hiç böyle bir duruma düşmemişti fakat hemen babasının randevu evindeki kadınları anımsadı.
Henüz 15 yaşındayken, annesinin intiharından bir kaç yıl sonra, babası bir akşam onu kolundan tutup içki ve sigara kokan basık bir mekana getirdi. Bir süre orada, kapının yanında kalan küçük Valerie babasının içeri geçip birileriyle bir şeyler konuştuğunu gördü. Ardından gözlerini pistteki yarıçıplak kadına çevirdi. Kadın ağzındaki sakızı patlatıp bacakları ve kollarıyla önündeki direğe sarılıp ilginç hareketler yapıyor ve üzerindeki kıyafetleri gittikçe daha az düşünmeye başlıyordu. O sırada babası Valerie'yi kolundan tutarak içerdeki küçük bir odaya götürdü. Odada şişman, sarı dişli ve leş gibi kokan bir adamla konuştu ve Valerie'yi içeri atarak kapıyı arkasından kilitledi.
Valerie gözlerini sıkıca kapattı. Bu anılar ona acıdan ve kederden başka bir şey vermiyordu. Her yer kan... Sus... dedi içindeki sese Valerie. Sus, beni öldürmeye mi çalışıyorsun? Paltosunu kollarından sıyırarak attı ve platforma geçip yıllar önce gördüğü gibi dans etmeye, kalçalarını sallamaya, kıvrılıp bükülmeye başladı. Artık korumaların bile gözü ondaydı. Yani Joseph'in dramatik baskınının tam sırasıydı.